BAROK DÖNEM

The Hunger Site

Tarih içinde, klasik müziğin kendi kimliği ile en gelişkin ilk ilk görünümüne erişitiği süreci anlatan Barok dönem, tarih içinde 1600 ile 1750 yılları arasında kalan ve İtalya’nın ilk opera denemeleriyle başlayıp J. S. Bach’ın ölümüyle biten dönem olarak anlaşılır. Klasik müzik, tüm ön tarihinin ardından bu günkü en bilinen şekline bu dönemde kavuşmuştur. Barok kelimesi Fransa’dan, daha da eskilere gidildiğinde Portekiz’den gelir. Sözlük anlamıyla barocco,  “biçimsiz inci” demektir. Bu isim, bir anlamda dönemin başlangıcında resim ve heykel çalışmalarındaki değişikliklere gösterilen biraz negatif bir tepki sonucu çıkmıştır. O döneme kadar garip karşılanan (bu nedenle barok dönem ortaya çıktığında da yadırganan) beceriksiz görünen, ilginç ve uçuk eserler için böyle bir isim  uygun görülmüştür. Barok terimini ilk kez 1746’da Fransız felsefeci Noel Antonio Pluche kullanır. Özellikle zamanın eleştirmenleri, barok dönemin sonunda bile dönem sanatçılarını becerisizlikle suçlamışlardır. Müzisyenler ve besteciler bu garipliği benimseyerek  günümüz için bile, oldukça ilginç  ve kompleks sayılabilecek bir müzik yapılandırdılar. Barok dönemi izleyen kuşak ise müziğin dilini barok dönemin karmaşık, hatta anlaşılmaz buldukları yapısından uzaklaştırıp daha basitleştirme yoluna gitmiştir.

            Müzik tarihinde barok çağı , rönesans özelliklerinden yola çıkarak yüzelli yıllık bir akış içinde müziğe ait teknik uygulamaların son sıkı kurallara kavuştuğu; kantat ve opera gibi sahne sanatlarının filizlendiği, senfonik orkestraların ilk tohumlarının atıldığı,  Vivaldi, Haendel ve Bach gibi büyük bestecilerin yetiştiği dop dolu bir dönemdir. Barok en kısa tanımıyla eski sanatın yoğun şekilde süslendirilmiş ve derinlik kazandırılarak uygulanmış biçimidir.

            Barok müzik, İtalyan bestecilerin dünyasından doğar ve onların belirleyiciliğinde gelişir. 17. yüzyılın ortasına dek İtalya, Avrupa’nın en önemli müzik merkezlerini barındıran ülkedir. Venedik, Floransa, Napoli ve özellikle dinsel müzik bestecileri yetiştiren Roma ayrı ayrı birer merkez halini alırlar. Avrupa’nın her yerinden müzik eğitimi almak için öğrenciler İtalya’ya akmaya başlar.

            17.yüzyılın ortalarında Fransa’nın da ulusal müziği gelişmeye başlar.1860’dan sonra Jean Babtiste Lully, Fransız biçimini ortaya koyar. Almanya 30 yıl savaşlarından (1618-48) sonra yorgun düşmüştür ve ancak barok dönemin son diliminde büyük besteciler yetiştirir ;  J.S. Bach gibi bir isimle barok çağ, Almanya’da zirveye ulaşır. Yine de Almanya’daki J.S.Bach ve G.F. Haendel gibi olgun barok bestecileri, İtalyan müziğine çok şey borçludurlar.

            Rönesans ile birlikte kilise sınırlarının dışına taşan sanatçılar, dış dünyada yeni sanat koruyucuları ararlar. Artık yalnızca saray ve kilise arasında bölünmeler gerekmez. Soylu aileler bestecilere maaş bağlarlar, bir orkestra besler ve opera evleri açarlar. İtalya’da Mantua’nın yöneticisi olan Gonzaga ailesi C.Monteverdi’ye iş verir. A.Corelli ve G.F.Haendel gibi besteciler Roma çevresindeki prensliklerde işe alınırlar.

            Barok sanatın özellikleri şöyle özetlenebilir: Varlıkların güzelliğinden duygusal bir etkilenim ön plandadır ve barok anlayış bu etkiyi ince ayrıntılarıyla göz alıcı bir biçimde işler. Bu işleyiş içinde gösteriş ve görkeme düşkündür, işçiliğe ve sanata önem verir; süs ve gösterişle boğacak düzeyde karşılaşsak bile...   

            Rönesans, tüm sanat dallarında sadelik, temizlik ve saflık dürtülerini güçlendirmişti. 16. yüzyılla birlikte, duyguların dışa vurumu çok daha önemli bir noktaya geldi. Yeni ve güçlü yaratılar geliştirmek için yeni bir müzik stili yaratmak o zamanlar gereksiz geliyordu. Rönesans’ın çoksesliliği, yaklaşmakta olan yeni dönem için hoş değildi. Rönesansın aksine, Barok dönemin en önemli yeniliklerinden birisi karşıtlıkların tercih edilmesiydi. Ayrıca, Rönesans müziğinde tek düzelik en göze çarpan özellikti. Her şarkıcı (veya çalgıcı) müziği aynı anda çalar, aynı anda bitirirdi.  Bu müzik, yaklaşmakta olan barok dönemin yapısına hiç de uygun değildi.

            16. yüzyılın sona ermesiyle birlikte İtalyan besteciler madrigal adını verdikleri, şiirler üzerine yazdıkları çoksesli müzikler üzerine yoğunlaşmaya başladılar. Solo şarkılar da madrigallerin yoğun, gerçekçi duygu etkileşiminden paylarını alırlardı. Claudio Monteverdi, insan sesinin kullanıldığı (koro) müziğin öncü isimlerinden birisidir. Monteverdi’nin opera eserleri ve madrigalleri, barok dönemin ilk zamanlarının zirve noktası olmuş ve daha sonra gelecek müziğe liderlik etmiştir.

            Dinsel bir tema üzerine kurulu dramatik eserler olan oratoryolar, kökünü Roma’dan alır. Avrupa’ya yayılması ise Alman-İngiliz besteci George Friedric Haendel sayesinde olmuştur. Bugüne kadar gelmiş geçmiş en önemli oratoryolardan olan Messiah oratoryosu G. F. Haendel tarafından İngiltere’de bestelenmiştir(1741).

            Sonat ise kendi kimliğini yine barok dönemin ilk zamanlarında bulmuş bir başka müzik tarzıdır. İtalya’da sonat, yavaş ve hızlı dans parçalarından oluşan eser veya yavaş-hızlı karşıtlıklarıyla örülen eserlere denirdi. Arcangelo Corelli gibi her iki tarzda da müzik yapan bestecilerle karşılaşılır.

            İtalya’nın dışında süit adı verilen dans parçaları oluşmaya başladı. Bunlar, büyük bir gelişimin habercisi olsalar da, sonat kadar önemli bir kilometre taşı değillerdi. 17.yüzyılın sonlarına doğru , yani barok dönemin ortalarında, sonat formu konçerto grosso şekline dönüştü.  Bach’ın Brandenburg Konçertoları, konçerto grosso stilinin bu dönemdeki en iyi örneklerinden  birisidir. Ayrıca en az Bach’ın olduğu kadar, Antonio Vivaldi’nin solo konçertoları da bu dönemin önemli yapıtları arasındadır.

            Sonat, konçerto ve vokal formlarının gelişiminin ortalarında, barok dönemin bir başka önemli özelliği ortaya çıkmaya başladı : 16.yüzyılın ortalarında eski kilise modları, yeni dizi anlayışlarıyla yer değiştirmeye başladı. Barok dönemle birlikte besteciler yeni bir dizi uygulamasından giderek hoşlandılar. Majör ve minör olarak bilinen, belli, bir etkiye sahip dizi uygulamaları, giderek barokta önemlendirilen biçimleri getirdiler. Bu biçimler içinde  füg ve prelüd öne çıkar.

            Bilinen barok biçimlerinin tamamı esas olarak bu dönemin ilk ve orta zamanlarında yaratıldı. Son barok zamanları bu formları reddetmeye başladı ve yeni stiller yaratma peşinde koştu. İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkeler kendi anlayışlarına göre yenilemeye gittiler. Örneğin, bu akım sırasında Fransız besteciler noktalı vuruşları kullanmaya başladı ve kısa süre sonra bu özellik dans eserleriyle birlikte prelüd ve uvertürlerin karakteristik özelliklerinden biri oldu. Bu stil Fransa dışında da kullanılmaya başlandı.

            Barok müziğin içindeki karşıtlık (kontrast) çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir : gürültülü ve kısık sesli, bir melodiden bir başkasına geçme, solo ve tutti (orkestra), yüksek ve alçak, hızlı ve yavaş (bu iki şekilde olabilirdi : ü Hızlı giden bir bölüm, yavaş giden bölümle, é veya hızlı çalan çalgılarla yavaş çalanlar karşılaşabilirdi). Bütün bunlar ve diğerleri,  esas müziksel yapılarını barok dönemde buldular.

            Barok dönem müziğinin bir başka özelliği ise hiç kuşkusuz, bu dönemin bir yerde içeriğini belirlemiş olan basso continuo’dur. Continuo müzisyeni (klavyeli veya telli bir çalgıda) melodiye iyi bir zemin hazırlayacak ve armoniyi dolduracak bas bölümünü verirdi. Zaman zaman iki continou müzisyeni olurdu : Bunlardan birisi çello, keman veya fagot gibi ağırlıklı çalgıya yardımcı olurken, diğeri armoniyi sağlıyordu. Continuo’nun kullanılması en basit anlamıyla kısaca şöyle anlatılabilir : Bir ses veya çalgı için yazılmış melodik bölüm üstte, bir bas çalgı da altta armonik uyumu sağlamaya çalışır. Müziksel uygulama bunların arasında yapılandırılır.

            Bütün bu değişiklikler birbirlerine paralel olarak geldi ve barok dönemi oluşturdular. Eski kurallardan ve çokseslilik  takıntılarından kurtulunması, yeni bir tarz ve kural geleneği yapma gereğini doğurdu. Bu da melodiyi daha çok ortaya çıkardı. Armonik gelişimler, bir yandan ritmik gelişmeleri doğurdu. Bas bölümleri, Orta Avrupa dans müziğinin tipik ritmleriyle kaynaştı ve tüm bunlar barok müziği barok müzik yaptı.  

            Barok müziğin özelliklerini ana hatlarıyla aktarmak için toparlayıcı olarak şunlar söylenebilir:

 

-  Hiç boşluk bırakmaksızın yapılan seslendirmelerde ortaya çıkan  birçok hareket. Birçok ses, armoni ve hatta melodi aynı anda çalınır, bu da yoğun bir müziğin ortaya çıkmasına neden olur. Basso continuo ise bunun hiç kuşkusuz en önemli nedenlerinden  birisidir.

            -   Klavsenin yoğun kullanımı

            -   Basso continuo uygulaması.

            -   Çok sesliliğe dönük ilginç yaklaşımlar

            -   Füglerin sık kullanımı

            -   Birbirinden farklı armonik uygulamalar, sürpriz armonik tınılar.

            -   Sesler arasındaki karşıtlıklar.

            -  Majör ve minör olarak ifade edilen işitsel etkilerin kullanımı, dönemin sonunda bu yapıların yerleşmesi.

            -  Müzikteki seslerin ilk kez ayrı çalgılara ayrılması. Daha önceden (Rönesans ve daha önceki dönemlerde) tek melodiyi tüm çalgılar ve sesler aynı anda verirlerdi. Barok dönemde bu değişti, orkestrasyon büyük gelişme gösterdi.

            -  Özellikle orkestra içindeki çalgıların birçoğu bugün  bilinen yerlerini aldı.

-  Keman en önemli çalgı  haline geldi.

 

            Bütün ülkelerde, müzisyenler nota kağıdının üzerinde bazı özgür uygulamalar bulunmasını tercih ediyordu (bugün bir jazz müzisyeninin, standart tonalite devamı ve emprovize [doğaçlama] için tercih ettiği gibi). Bir notanın çeşitli şekillerde ve etkilerde çalınabilmesi  ortaya çıktıktan sonra emprovize (doğaçlama) için geniş bir kapı açıldı. Çalgısal müzik bu öğeleri genellikle içerir ve doğaçlamaya olanak sağlardı. Barok müziğin önemli özelliklerinden birisi olan basso continuo, bas durumundaki eşliğe verilmiş armonik yapı içerisinde emprovize yapılmasına olanak verirdi. Opera seria şarkıcıları, doğaçlama yoluna girebilmekteydi. Bu dönemin bazı bestecileri (örneğin Bach), yazdığı müziklerde ilginç işaretler kullanmış ve bunların bir çoğunun seslendirmelerde çok zengin ve çeşitli şekilleri olduğu ortaya çıkmıştır.

            Barok dönemde müzik, modern müzikal dilin gelişiminde kuşkusuz en önemli kilometre taşı olmuştur. Bu yüz elli yıl içerisinde, müzikal formlar değişip geliştikçe bir yandan da daha sonrasının ve bugünün müzik standartlarını belirlemeye başlamıştı. Bir başka önemli görünüm ise müziğin, bu dönemde evrensel bir dil taşımaya başlaması, ulusallıktan çıkıp tüm Avrupa ve dünyaya seslenmesidir.

            Barok müzik bestecilerini incelediğimizde karşımıza romantik dönemdeki kadar çok isim çıkmaz. Hatta, klasik ve 20. yüzyıl dönemlerinin üçte biri bile çıkmaz ama tüm bu dönemlere öncülük eden unutulmaz isimler vardır. Sayıları çok az da olsa, bir müzik tarzı geliştirmişler, tüm dünyaya tanıtmış ve çığır açmışlardır. Bu bestecilerin içinde en önemlileri C. Monteverdi, A.Corelli, G.P. Telemann, G.F.Haendel, J.S.Bach ve A.Vivaldi’dir.