BAROK Dönem Bestecileri

The Hunger Site

CLAUDIO MONTEVERDI

 
ein Bild
 

 

            Barok dönemin öncü ismi Claudio Monteverdi, Cremonese’de 1567 Mayıs’ında doğmuş ve 29 Kasım 1643’te Venedik’te ölmüş, barok dönemin mükemmeliğe giden yolunda  en fazla emeğe sahip bestecilerdendir. Birçok tuşlu ve telli çalgının usta seslendiriciliğinin yanı sıra şarkı da söyleyebilen İtalyan sanatçı, her zaman besteciliğiyle müzik literatüründe yerini almıştır.

            Monteverdi, 1601 yılında Mantua’ya taşınmış ve Dük Vincenzo Gonzaga’nın orkestra şefi olarak çalışmaya başlamıştır. Bu dönemden önce olduğu gibi sonraları da; dramatik madrigallerden orkestral eserlere, bale müziklerinden operalara, dialoglardan şarkılara, müzikallerden kilise eserlerine kadar dönemin tüm müzikal stillerinde eserler yazmayı sürdürmüştür.

Monteverdi, 1613 yılında St. Mark Kilisesi’nin müzik direktörlüğüne getirildiği zaman ünü bütün Avrupa’yı sarmıştı. İngiltere, Almanya ve İskandinavya’dan gelen genç sanatçılar onun öğrencisi olmuş, müzik yayıncıları onun eserlerini ilk önce basabilmek için sıraya girmişlerdi. St. Mark’ta 30 yıl çalışmış ve bu süre içerisinde koral eserlere ağırlık vermiştir. Ancak dramatik müziğe olan ilgisini de hiçbir zaman kaybetmemiştir. Aristokrat aileler, özel günlerinde Monteverdi müziklerini çaldırmış, hemen hemen tüm kiliseler ve dini ayinlerde onun eserlerini kullanmışlardı. Florentina dükünün ölüm yıldönümünden resmi gezilere kadar devlet erkanı da özel günlerinde Monteverdi eserleri kullanırken, o bir yandan da oda müziği, beş orkestralık müzik gibi eserler yazmaya devam ediyordu.

            Monteverdi, Venedik’te son günlerini geçirirken ünü, opera eserleriyle her zamankinden yüksek düzeylere çıkmıştı. Eserleri müthiş renkliliğinin yanısıra sahnelendiği yerlerde fantastik dekor ve kostümlerle gerçekleştirildiği için ayrı bir yerde anılır.

 

Giovanni Pierluigi da Palestrina 
ein Bild

 

İtalyan besteci Palestrina, Lassus ve Byrd ile birlikte 16. yüzyıl müziğinin en büyük bestecileri arasında önde gelen isimlerden biridir. Madrigal, motet ve missalarının çokluğu  ile Palestrina  öncelikle büyük bir prolifik bestecidir. Palestrina’nın mesleki hayatı sadece kuvvetli baskılar altında şekillenen büyük bir sanatsal güç ve verimliliği değil aynı zamanda dünyevi amaçlarla kullanılan çok güçlü bir dini inanç ve hissiyatı da barındırmaktadır. Ölümünden sonra Palestrina’nın müzisyenler, teorisyen ve besteciler tarafından çekimser karşılandığı bilinmektedir. Buna karşın 1575 yılı gibi erken bir zamanda Ferrera Dükü’nin Palestrina hakkında yazdığı “dünyanın ilk gerçek müzisyeni” sözü ve 17. yüzyılın ilk yıllarında içlerinde Cerone’nin de bulunduğu birçok teorisyen tarafından Palestrina’nın diğer tüm bestecilerin üstüne çıkartılması dikkat çekicidir. 1592’de yani ölümünden iki yıl önce yapılan oldukça sıra dışı bir törende , G. M. Asola tarafından yayımlanan dört ses için ilahiler antolojisi, içlerinde Asola’nın kendisiyle birlikte Baccusi, Croce, Gastoldi, Pietro Ponzio ve Costanzo Porta’nın da bulunduğu bir grup bestecinin katkılarıyla Palestrina’ya sunulmuştur. Yani, 17, 18, ve 19. yüzyıllar boyunca durmadan büyüyen “Palestrina efsanesi” aslında bestecinin ölümünden önce başlamıştır. Müziğin, kendisine gelinceye kadar izlediği tüm gelişmeye hakim olan bir besteci olarak, yarattığı eserler tam bir yetkinliğe sahiptir. Palestrina’nın durumu bu açıdan çağına dek üretilenleri çok iyi özümsemiş olan J. S. Bach’ın (1685-1750) durumuna benzetilebilir. Bu iki besteci müzikte yeni bir çağ açmamış olmalarına karşın verdikleri kusursuz eserler ardıllarını yeni yöntemler denemeye zorlamış, bu bakımdan önemleri çağ açan besteciler kadar büyük olmuştur.

 

ARCANGELO CORELLI   
ein Bild

 

            Arcangelo Corelli ise bu dönemin bir başka öncü ismidir. 27 Şubat 1653’te doğan İtalyan besteci-kemancı, müzik hayatına 13 yaşında Bologna’da keman eğitimi alarak başladı. 1670’lerin başında Roma’ya taşındı ve çeşitli orkestralarda keman sanatçısı olarak çalıştı. 1690’dan ölümüne kadar Roma’nın en ünlü müzik ismi Pietro Ottoboni’nin orkestra şefi ve baş kemancısı olarak çalıştı. Keman virtüözlüğü ve başarılı besteleri, Corelli’yi 1700 yılında Roma müzik camiası olan Santa Cecilia Akademisi’nin çalgı bölümünün başına getirdi.

            Corelli’nin ünü, yazdığı trio sonatlar ve konçerto grossolarla oldukça büyüdü ve döneminin en önemli bestecilerinden biri durumuna getirdi. İki keman ve basso continuo için 48 trio sonatı opera 1-4(1681-1694), 12 keman sonatı, Op.5(1700) ve 12 konçerti grossi, Op.6(1700’den önce bestelendi ancak 1714’te yayınlandı)’yla bilinir.

 

GEORGE PHILIPP TELEMANN 
ein Bild

 

            Alman besteci-orgçu Georg Philipp Telemann, yaşadığı süre içinde Almanya’nın en önde gelen müzisyenlerinden birisi olarak kabul edildi. 14 Mart 1681’de doğup 25 Haziran 1767’de ölen sanatçı öylesine verimliydi ki, hiçbir zaman bestelerini numaralayıp sayamadı. Leipzig Üniversitesi’nde dil ve fen üzerine eğitim gören Telemann, müziği kendi çabasıyla öğrendi. 1720’den ölümüne kadar Hamburg’un en büyük beş kilisesinde müzik direktörlüğü yaptı. Telemann, değişik ülkelerin halk müziklerini öğrenmek ve bunlardan yararlanmak için çokça seyahat etti. Johann Sebastian Bach’ın çok iyi bir arkadaşı olan sanatçı, Bach’ın oğlu Carl Philipp Emanuel’in de vaftiz babasıdır. Telemann’ın bir başka yakın arkadaşı olan George Frideric Haendel, onun sekiz partili bir moteti, bir mektup kadar kolay yazdığını söylemiştir. Telemann’ın kontrpuan tekniği, İtalyan stilinin melodik tarzı, Fransız etkisi ve yoğun hayal gücü, müziğini müthiş bir ustalığa ancak paralelinde karmaşaya götürüyordu. 20. yüzyılın ortalarına kadar ünü gittikçe azalmış, yok olma düzeyine geldiği zaman bir anda eserleri sel gibi seslendirilmeye ve yayınlanmaya başlanmıştır. Telemann, kilise için yazdığı 12 kantatıyla bilinir. Ayrıca, yüzlerce oda müziği, birçok konçerto,  solo klavsen ve org eserleri ile 600 kadar orkestra süiti ve 40 opera eseri yazmıştır.     

 

 

GEORGE FRIEDRICH HAENDEL  
ein Bild

 

          Barok dönemin en önemli bestecilerinden birisidir. 23 Şubat 1685’te Almanya’nın Halle kentinde doğan Handel, 14 Nisan 1759’da Londra’daki Westminister Manastırı’nda  ölmüştür. Haendel, özellikle İngilizce yazdığı oratoryolarla ünlüdür. Messiah oratoryosu bunların en meşhurudur.      

            Haendel 12 yaşında , Halle Katerdali’nin asistan orgçusu oldu. Buranın baş orgçusu ve Haendel’in öğretmeni, ünlü besteci Friedrich Wilhelm Zachau’ydu. 1703 yılında Haendel, Almanya’nın en önemli müzik merkezlerinden biri olan Hamburg’a taşındı. Burada, Reinhard Keiser’in yönettiği opera orkestrasında keman çaldı. Burada çalıştığı sırada Almira (1705) ve Nero(1705) adlı iki opera eseri yazdı.

            1706 civarında Haendel, İtalya’ya gitti ve dört sene kaldı. İtalya’da kaldığı süre içinde Floransa, Venedik, Roma ve Napoli’de bulundu. Handel buralarda çok önemli eserler yazdı. Bunların içinde ilk iki oratoryosu Il Trionfo del Tempo e del Disnganno(1707) ve La Resurrezione(1708) ve Agrippina(1709) operası da vardır. Bu çalışmalar Handel’in İtalyan stiline doğru büyük ve başarılı kayışını gösteren yapıtlardır.

            1710 yılında Haendel, Almanya’ya döndü ve Hannover’de müzik direktörü oldu. Bu yılın sonlarına doğru İngiltere’ye gitti ve Rinaldo operasının galasında bulundu. Sonuç göz kamaştırıcıydı. İngiltere’de gördüğü yoğun ilgi Haendel’i burada kalmaya ikna etti ve Hannover’e eşyalarını toplamak için döndü. 1714’te İngiltere Kralı I.George, Haendel’i övgüyle karşıladı ve onu maaşa bağladı. Haendel, 1727 yılında İngiliz vatandaşı oldu.

            Haendel İngiltere’de,  İtalyan stilinde yazmaya devam etti. İngiliz müziğinin karakteristiğinden, özellikle koral müziğinden yoğun şekilde etkilenmişti. Kraliyet Müzik Akademisi’nde müzik direktörlüğü yaparken(1719-1728) Londra’nın en ünlü bestecisi ve İtalyan operalarının şefi oldu. Öbür yandan kendisi de dönemin en önemli opera bestecilerinden birisiydi. Yaklaşık 40 operası, epik temalar üzerine kurulmuştu. Diğer operaları ya fantastik, sihirli hikayelerdi ya da hafif, lirik hikayelerdi.

            Bugün, Haendel, İtalyanca operalarından çok İngilizce oratoryolarıyla bilinir. 17 İngilizce oratoryosunu yazdığı zamanlarda, bir yandan da İtalyanca operalar yazıyordu. Bazıları : Esther (1718), Deborah (1733), Athalia (1733), Saul (1738) ve Israel in Egypt (1738) dir. 1740’dan itibaren İtalyanca opera yazmayı bırakmış ve tamamiyle İngilizce oratoryolara ağırlık vermiştir. Tüm zamanların en önemli oratoryolarından olan Messiah (1741) bu dönemin ürünüdür. Bu dönemin diğer önemli oratoryoları arasında Samson (1741), Belshazzar (1744), Solomo (1748), Theodora (1748) ve Jephtha (1751) sayılabilir. Genellikle eski dini konular üzerine kurulu olan Handel’in oratoryoları üç bölümlü dramatik yaratılardır. Bazıları opera gibidir ancak konser şeklinde, sahneleme ve hareket olmadan sunulurlar. Bunlar, koronun bellibaşlı kullanımıyla farklıdır.     

            Gerek barok dönemden çıkan, gerekse daha sonra çıkan besteciler arasında Haendel, İngiliz kilise müziğini en iyi yazan besteci olarak göze çarpar. Ayrıca vokal müzikleri ve özellikle konçerto gibi çalgısal müziklerle de adından söz ettirmektedir.

ANTONIO VIVALDI     
ein Bild           

 

            Barok müziğin bir diğer önemli ismi ise Antonio Vivaldi’dir. J. S. Bach’ta çok popüler bir isimdir ancak barok dönemin simge ismidir. Antonio Vivaldi ondan farklı olarak barok müziği hiç sevmeyen kişiler tarafından bile yoğun beğeniyle karşılanmış bir besteci ve keman sanatçısıdır. Bazı insanlar için Vivaldi denince akan sular durur, bazıları ise kendini sürekli bir tartışmanın içinde bulur. Bu genellikle klasik batı müziğiyle ilgilenen ve ilgilenmeyen kişileri ortaya çıkarır. Klasik batı müziğiyle yakından ilgilenen, bu konuda entellektüel bir birikime sahip kişiler genelde Vivaldi’ye tapınmazlar. Bu, diğer “her türü dinleyen” insanların tarzıdır. Bu tapınmamanın ve tartışmanın ana nedeni Vivaldi’nin her eserinin birbirinin kopyası olacak kadar yakın benzerlikler göstermesidir. Bu tabii ki “Adamın kendine has stili var. Kendi müziğini yaratmış” diyenler kadar “Çünkü başka bir şey becerememiş” diyenleri de haklı çıkaracak bir tartışmadır ve durulacak gibi görünmemektedir.

            11 Haziran 1669’da Venedik/İtalya’da doğan Vivaldi, tüm bu tartışmalara rağmen en eğlenceli ve dinlemesi hoş müzikleri yaratan bestecilerin başında gelir. Vivaldi’nin müziği önyargısız ilk defa dinlendiği zaman tüm zamanların en güzel müziği gibi gelebilir.

            Antonio Vivaldi, 38 yaşında Hesse Darkstadt Kontu’nun yanında besteci ve keman sanatçısı olarak çalışmış, bu görevi 1713 yılına kadar sürdürmüştür. Bir sene sonra da Venedik’te bir kız yetim okulunun (Ospedale della Pieta) koro ve orkestra yöneticiliğine getirilmiş, bu okulla birlikte Avrupa’nın pek çok yerinde konser vermiştir. Burada çalıştığı süre içinde eserlerinin bir çoğunu bu koro ve orkestra için yaratmıştır. 1725 yılından sonra tek başına konserler vermeye, konçertolar yazmaya başlamış ve Avrupa çapında büyük ün sahibi olmuştur.

Antonio Vivaldi’nin hemen tüm yaratıları keman konçertosu biçimindedir. Müzik tarihinin ilk konçertolarının yazıldığı döneme denk düşer, hatta konçerto formunun yaratıcısı olarak kabul edilir ve buna bağlı olarak Konçertonun Babası diye anılır. Ancak, Vivaldi herkesin zannettiği gibi sadece keman ve orkestra eserleri yazmamıştır. Kemanın yanı sıra flüt, obua, fagot gibi çalgılar için yazdığı birçok konçerto ve konçerto grossonun yanısıra, birçok sahne kantatı ve bilinen 38 opera eseri vardır.

            Vivaldi, kazandığı ünü yaklaşık 10 yıl sonra kaybetmiş ve 23 Temmuz 1741’ve Viyana/ Avusturya’da yoksulluk içinde ölmüştür. Yarattığı birçok unutulmaz eserin içinde en bilinen ve halen popüler olan eseri Le Quatro Stagioni dell’Anno’dur. Bu yapıtın Türkçe adı Dört Mevsim’dir. Dört ayrı konçertonun toplanmasından oluşmuş bu büyüleyici eser, müzikalite ve virtüözitenin bir arada sergilediği büyük uyumla mükemmel bir müzik eserinin nasıl olması gerektiği konusunda ders verir niteliktedir.

 

 

JOHANN SEBASTIAN BACH     
ein Bild  

 

            Barok müzik denildiği zaman, hiç kuşkusuz akla ilk gelen isimlerden birisi Johann Sebastian Bach’tır. Barok dönemin sonuna yetişmiş olsa da, müzik tarihinde her dönemin, özel olarak barok dönemin en önemli ismi kabul edilir. Johann Sebastian Bach tam anlamıyla müzikçi bir ailenin çocuğudur. Dedesinden torunlarına kadar müzik konusunda oldukça isim bırakmış bir ailedir Bach ailesi. Ancak, Johann Sebastian Bach en önde gelenidir.

            21 Mart 1685’de Almanya’nın Eisenach adlı küçük bir kasabasında doğmuş ama yaşamının büyük bölümünü, aynı zamanda öldüğü kent de olan Leipzig’de geçirmiştir. 25 yaşına kadar büyük ölçüde kendi ilgi ve çabasıyla sürdürdüğü müzik çalışmalarını, bu yaşından sonra girdiği Lueneburg Michaelis Schule für Musik’te sürdürmüştür. Burada üstün yeteneğiyle dikkati çekmiş ve kısa süre sonra bu okuldan ayrılıp Hamburg’a gitmiş, orada çeşitli orkestralarda org ve harpsichord sanatçısı olarak çalışmıştır. Aynı yıllarda, saray orkestrasında kemancı olarak da bulunmuştur (1703). Zamanın ünlü klavye ustası Buxtehude’nin öğrencisi olmuştur (1705). Daha sonra, saray orkestrası orgçuluğu (1708), saray orkestrası yöneticiliği (1714-1717) yapmıştır. 1723 yılında Leipzig Thomas Kilisesi’ne kantor olarak atanıp, Leipzig Ünivesitesi Müzik Bölümü Başkanlığına getirilmiş ve ömrünün sonuna kadar bu görevi sürdürmüştür. Tüm bu yıllar içinde günde en az 30-35 sayfa müzik yazdığı bilinmektedir. Johann Sebastian Bach, ömrünün sonlarına doğru geçirdiği bir hastalık yüzünden kör olmuş, bu onu tanrıya daha çok bağlamış ve en derin dinsel öğeler içeren yapıtlarını ömrünün bu son dönemlerinde vermiştir.

            Johann Sebastian Bach, birçok türde binlerce eser vermiş ama bunların bir kısmını kendi yakmış, bir kısmı da kaybolmuştur. Buna karşın bu ünlü besteci 1750 yılında yaşama veda ettiğinde günümüze en az 2000 eseri ulaşmıştır.      

 

J.S. Bach’ın müziğinde yüksek  bir zeka ve akıl görürüz. Eski dinsel müziklerden, zamanın popüler armonik müziğine kadar, çoğu zaman bunların senteziyle, hatta  çeşitlemeleriyle Bach’ın müziği apayrı bir dünyadır. Barok dönemi izleyen klasik dönemin ortaya çıkmasında hiç kuşkusuz en önemli isim Johann Sebastian Bach’tır. Bazı müzik araştırmacıları J.S. Bach’ın müziğini barok dönemden ayrı olarak ele alır ve kendi özgün türünü sunmuş olduğu savını savunurlar. Müzikal yapı olarak bu bir yerde doğrudur ancak bu J.S. Bach’ın barok türün ve dönemin dışında ele alınmasını gerektirecek ölçülerde değildir.