KÜLTÜR-SANAT

The Hunger Site

1 santimetrelik keman yaptı

1 santimetrelik keman yaptı
Çinli bir kemancı, 7 yılın ardından 1 santimetrelik keman yapmayı başardı.

06 Kasım 2009 / 14:37
 







Çinli bir kemancı yedi yıllık uğraşın ardından yaptığı bir santimetrelik keman ile Guinness Rekorlar kitabına başvurdu.

66 yaşındaki Çın Liencı'nın yaptığı 1 santimetrelik kemanın, 2.2 santimetrelik kemanın rekorunu kırarak,
dünyanın en küçük kemanı olması bekleniyor.

Müzisyen bir aileden gelen Çın, keman çalmaya 9 yaşında başladı. Çın, daha önce 3.55 santimetrelik bir keman yapmıştı. Çın, standart bir kemanın tüm özellikleri bulunan küçük kemanların "karınca kemanı" olarak adlandırıldığını söyledi.

Çın, kemanı yaparken 0.1 milimetrelik bir matkap ile baş parmak tırnağı boyutunda akağaç kullandığını ve buna
şekil verdikten sonra, diğer küçük parçaları kemana yerleştirdiğini kaydetti.
 





HOLLYWOOD' da BİR TÜRK İMZASI



Hollywood'un bir çok ilgi uyandıran filminde, bir Türk sanatçının da imzası var. İşte o isim..



04 Kasım 2007 13:49

"Da Vinci Şifresi", "Yıldız Tozu", "Harry Potter" ve "Cinderella Man" gibi Hollywood'un son dönem büyük yankı uyandıran filmlerinin hayranlıkla izlenen dijital efektleri, Türk sanatçı Metin Güngör'ün imzasını taşıyor.

Güngör, Hollywood'da 10 yıldan uzun süredir çalıştığını, özel bir eğitimden geçtikten sonra bu işe başladığını anlattı.

Sinemada efekt kullanımının artık kaçınılmaz hale geldiğini belirten Güngör, özellikle set kurulması çok zor tarihi ve bilim kurgu filmlerinin mekanlarının özel dijital efektlerde daha kolay yaratılabileceğini kaydetti. Güngör, "Film ekibini gerçek mekana götürmeniz gerekmiyor. Benim gibi bilgisayar ressamı kişiler, o işi hallediyor. Bunun için oyuncunun çekimi, "blue box" olarak tabir edilen mavi fonun önünde yapılıyor. Arkada bir mekan olmadığı için ben, bunu bilgisayarda oluşturuyorum. Böylece olmayan bir mekanı, yeni bir dünyayı yaratıyoruz" dedi.

Efektleri yaratırken, bazen kendisine çizim verildiğini, bazen mekanın anlatıldığını, bazen ise yönetmenin bile mekan hakkında fikrinin olmadığı durumların yaşandığını anlatan Göngör, mekanları, bilgisayar başında "sanat eseri gibi" yarattıklarını söyledi. Güngör, "Örneğin, 'Da Vinci Şifresi'nde Ayasofya görüntülerini efektle yarattım. Bunun için önce Türkiye'ye gelip Ayasofya'nın fotoğrafını çektim. Ardından bilgisayarda modelini yaptım, sonra da stüdyoda çekilmiş görüntüleri üzerine ekledim" diye konuştu.

"Sin City" ve "300 Spartalı" gibi filmlerin de mekan kullanılmadan çekildiğini, arka planların bilgisayar ressamlarınca tamamen dijital efektlerle yaratıldığını anlatan Güngör, set kurup klasik yöntemlerle çekim yapmak isteyen yönetmenlerin bile bundan kaçamadığını ve çareyi dijital efektlerde bulmaya başladıklarını söyledi.

Güngör'ün yaptığı efektler iki kere de Oscar'a aday gösterildi.

Güngör, "Da Vinci Şifresi' ve 'Ben Robot'ta aday gösterildim ama birini 'Karayip Korsanları'na, diğerini 'Örümcek Adam'a kaptırdık. İki kere önünden geri döndük. İnşallah yönetmenliğini yapacağım kendi filmlerimle kazanırım" dedi.    

 DEVLET OPERA ve BALESİ 'ne YENİ İSİM


Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'ne Rengim Gökmen getirildi.




08 Kasım 2007 11:20

Meriç Sümen’in emekliliği üzerine boşalan DOB Genel Müdürlüğü görevini Gökmen yürütecek.

Sümen’in 15 Ekim 2007 tarihinde emekli olmasının ardından görevi, genel müdür yardımcısı Şadi Erdoğan vekaleten yürütüyordu.

Müziğe, küçük yaşlarda opera sanatçısı annesi Muazzez Gökmen’in denetiminde başlayan Rengim Gökmen, piyano ve kompozisyon çalışmalarını Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Ferhunde Erkin, Nimet Karatekin, İlhan Baran ve Ahmet Adnan Saygun ile tamamladı.

Türk hükümeti tarafından, orkestra şefliği öğrenimi için İtalya’ya gönderilen Gökmen, önce Roma Santa Cecilia Konservatuvarı, daha sonra Siena Accademia Chigiana ve Santa Cecilia Yüksek Müzik Akademesi şeflik bölümlerinden Franco Ferrara’nın öğrencisi olarak birincilikle mezun oldu. Bu arada, Türkiye’de başlamış olduğu keman ve yaylı çalgılar tekniği üzerine çalışmalarını İtalya’da sürdüren Gökmen, Avusturya, İngiltere ve Hollanda’da orkestra şefliği üzerine çalışmalar yaptıktan sonra 1980 yılında katıldığı Gino Marinuzzi San Remo Uluslararası Şeflik Yarışması’nı kazanarak büyük başarı elde etti. Gökmen, daha sonra Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkeleri ile ABD ve Güney Amerika’da konserler yönetti.

Gökmen, 1984-89 yılları arasında Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müzik Direktörü, 1992-95 yılları arasında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü olarak görev yaptı. Sanatçı, bu görevi sırasında Aspendos Opera ve Bale Festivali’ni başlattı.

1988 yılında İtalya hükümeti tarafından Cavalleria Nişanı ile onurlandırılan sanatçı, 1991 yılında TÜTAV tarafından Türkiye’nin yurt dışındaki tanıtımına katkıları sebebiyle ödüllendirildi. Sanatçı, Kültür Bakanlığı tarafından 1995 yılında "Yılın En İyi Şefi", 1997 yılında TOBAV tarafından "En Başarılı Opera Şefi" seçildi. Ankara ve İstanbul festivalleri danışma kurulu üyesi ve İKSEV yönetim kurulu üyesi olan Rengim Gökmen, 1991 yılından bu yana sürdürmüş olduğu İzmir Devlet Senfoni Orkestrası müzik direktörlüğü görevi sırasında pek çok konser, kayıt, yurt içi ve yurt dışında turneler gerçekleştirdi. Sanatçı, 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı Yüksek Kültür ve Sanat Nişanı ile onurlandırıldı.
 
 
TÜM ZAMANLARIN EN KORKUNÇ FİLMİ


1973 yılında çekilen Şeytan (The Exorcist) tüm zamanların en korkunç filmi seçildi.




31 Ekim 2007 14:05

William Friedkin'in 1973 yılında çektiği ve Linda Blair'e ün kazandıran Şeytan (The Exorcist) tüm zamanların en çok korkutan filmi seçildi. Ankette ikinci sıraya Testere (Saw) serisi yerleşti.

İnternetteki MSN Movies tarafından düzenlenen ve 5 bin kişinin katıldığı ankette en çok oyu Şeytan aldı. Ankette ikinci sıraya Testere (Saw) serisi yerleşti. Francis Ford Coppola'nın efsanevi filmi The Shining (Cinnet) üçüncü sırada yer aldı.

The Omen, Jaws ve The Blair Witch Project listede yer alan diğer filmler.
Ankette Kuzuların Sessizliği'nde Anthony Hopkins'in canlandırdığı Hannibal Lecter en korkunç karakter seçildi. 

CUMHURİYETİN İLK OPERASI SAHNEDE

'Özsoy'' operası, 25 yıl aradan sonra Başkent sahnelerine dönüyor.




29 Ekim 2007 09:14

Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni müzik politikasına uygun bir Türk operası isteğiyle bestelenmesi için talimat verdiği ve konusunu bizzat şekillendirdiği ''Özsoy'' operası, 25 yıl aradan sonra Başkent sahnelerine dönüyor.

Bestecisi Ahmed Adnan Saygun'un 1981-82 sezonunda şekillendirdiği son haliyle sahnelenecek eser, 3 Kasım’da seyirciyle buluşacak. İlk kez 1934 yılında seyirciyle buluşan yapıtı Evin Atik Yerli sahneye koyacak. Orkestrayı Şef Bujor Hoinic'in yöneteceği eserin dekor tasarımı Nihat Kahraman'a, kostümleri Nursun Ünlü'ye ait. Işık düzenini Fuat Gök'ün hazırladığı yapıtta Cem Beran Sertkaya, Sayra Seyhan, Savaş Gençtürk, Görkem Ezgi Yıldırım, Oğuz Sırmalı, Muzaffer Emek, Erhan Tekinmirza, Kemal Serdar Usta ve Ali Uyar başlıca rolleri üstleniyor. Orta Asya yaşamının tüm ayrıntılarıyla sahneye aktarılacağı yapıtta, otağlar, dolmen (toprakta yan yana, aralıklı dizilmiş birkaç büyük yassı taşla, bunların üstüne yatay olarak yerleştirilmiş büyük yassı taşlardan oluşan yapı), menhir (etrafı yontulmuş, farklı bir taş yapı) ve balbal (eski Türkler’de kişinin anılması için mezarının veya bazı kurganların etrafına dikilen taş) dekorda kullanıldı. Yapıtta, Orta Asya Türkleri'nin kullandığı kılıç, kalkan ve silahlar da bulunuyor.

MEDENİYETİN BEŞİĞİ ANADOLU

Dünyanın ilk demir atölyesi Çorum Alacahöyük'te gün ışığına çıkarıldı




03 Kasım 2007 13:44

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Alacahöyük Kazı Başkanı Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, ören yerinde yaptıkları kazı çalışmaları sonucunda Eski Tunç Çağı tabakasında dünyanın en eski demir atölyesini gün ışığına çıkardıklarını bildirdi.

Prof. Dr. Çınaroğlu, dünyanın ilk demir eseri olan "altın kabzalı hançer"in Alacahöyük'teki prens ve prenses mezarlarında bulunduğunu hatırlatarak, bu yılki kazı çalışmalarında dünyanın ilk demir atölyesini de ortaya çıkardıklarını söyledi.

Kazı çalışmaları hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Çınaroğlu, "Alacahöyük'te bu yılki çalışmalarında Eski Tunç Çağı tabakasında dünyanın ilk demir atölyesini ve bazı demir eserleri bulduk. Hititlerin günlük yaşamları ile ilgili mevcut bilgilerimizi pekiştirmemize yarayan buluntular içinde seramik ve taş eserler de yer alıyor" diye konuştu.

Çalışmalar sonucu yaklaşık 100 parça eseri gün ışığına çıkardıklarını kaydeden Prof. Dr. Çınaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Çorum Müzesi'ne kazandırdığımız bu eserler içinde süs eşyaları da yer alıyor. Bu yılki çalışmalarımız çerçevesinde, ayrıca kazılar sonunda ortaya çıkardığımız eserleri restore ederek Alacahöyük kazı evindeki eski müze binasında ziyaretçilere teşhir ettik."
 

Kendi dilimizi unuttuk!

Bir Yahudi gencinin öngörüsü gerçek oldu! Bakın kendi öz değerlerimizi kimlere kaptırdık..




26 Haziran 2008 10:55

Sakıp Sabanca Ödülleri, Türkiye için kelimenin tam anlamıyla hayal kırıklığı oldu.

"Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" konulu yarışmaya yerli ve yabancı çok sayıda araştırmacı ve akademisyen katıldı.

Yarışmaya Türkiye'den yirmibir araştırmacı katılırken, bu araştırmacılardan hiçbiri ödüle layık görülmedi. Yarışma, Türkiye'nin kendi öz kültürüne ne kadar yabancılaştığınında en önemli göstergesi niteliğinde. Bu gerçeği, ironiyle dile getiren Bekir Ayvazoğlu, yıllar önce bir Yahudi gencinin sözlerini okuyucularına aktardı.

İŞTE O ÖNEMLİ TESPİT;

“Rahmetli A. Süheyl Ünver, Amerika'da bulunduğu yıllarda (1958-1959) ziyaret ettiği Colombia Üniversitesi'nde harıl harıl Osmanlıca öğrenmeye çalışan bir Yahudi genciyle karşılaşmış ve ona bu ilgisinin sebebini sormuş. Gencin verdiği cevap mealen şöyle:

‘Sizde bu dili ve kültürü bilen nesil artık gidiyor. Yakında kendi kültürünüzü öğrenmek, arşivlerinizdeki belgeleri okutmak için yabancı uzmanlar çağırmak zorunda kalacaksanız. Ben kendimi o günler için hazırlıyorum!’

Osmanlıca çalışan Yahudi gencinin, 1958 yılındaki bu kehaneti; bugün gerçek oldu. Yarışmanın birincilik ödülüne ise Tel Aviv Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Tarihi Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Amy Singer'ın ‘Hayırseverliğin Devamlılığı’ başlıklı incelemesi layık görüldü. 

Fahir Atakoğlu ABD'de 1 numara

Fahir Atakoğlu'nun İstanbul in Blue albümü ABD'yi sarstı.



22 Temmuz 2008 08:55

Dünyaca ünlü Türk piyanist, ve bestecisi Fahir Atakoğlu’nun ‘İstanbul in Blue’ adlı albümü Amerika Caz Radyoları Listesi’nin ‘Dünya Müziği’ dalında 1. sıraya yükseldi. ‘İstanbul in Blue’ ayrıca, Amerika Caz Radyoları Listesi’nde, ‘caz albümleri’ dalında en çok çalınan 200 albüm arasında 38. sırada. Fahir Atakoğlu, elde ettiği başarıyla ilgili olarak “Amerika Caz Radyoları Listesi’nde 1. sıraya yükselmek her müzisyenin hayali. Önümüzdeki günlerde Türkiye’ye geleceğim ve bu başarımı Türk halkıyla birlikte kutlama olanağına sahip olacağım” diye konuştu.

 
27 yaşında keman divası oldu
27 yaşında keman divası oldu
 
27 Nisan 2009 / 12:31