Makale ve Yorumlar

ABD bir daha asla eskisi kadar egemen olamayacak

ABD'nin 1991-2008 yılları arasında 17 yıl sürdürdüğü küresel egemenliği sona eriyor

20 Şubat 2011 Pazar, 11:59:46
ABD bir daha asla eskisi kadar egemen olamayacak
 
 

Gideon Rachman Foreign Policy'de (Ocak/Şubat ) yayınlanan makalesinde özetle ABD'lilere eski yanılgılara kapılmayın bu sefer ABD'nin küresel egemenliği gerçekten sona eriyor diyor. Makaleden alıntılar;

Daha önce boşa çıkan SSCB ve Japonya korkusu vardı fakat bu sefer durum farklı

ABD'de geçmişte de çöküş evrelerinden geçmişti, bu doğru. John F. Kennedy 1960 yılındaki Başkanlık seçimi kampanyalarında "ABD'nin Sovyetler Birliği karşısındaki göreceli üstünlüğü azalıyor. Komünizm, dünyanın her bir bölgesinde yavaş yavaş yayılıyor" demişti.

Ayrıca Japonya'nın üretim teknikleri ve ticaret politikalarına dair paranoyanın on yıl içinde giderek artacağı söyleniyordu.

Sonuçta, ABD üstünlüğü karşısında Sovyetlerin ve Japonların oluşturduğu tehdit iddiaları asılsız çıktı.

Çin'in SSCB'den farkı küresel arenada ekonomik cesaretini kanıtlamış olması

Çin'in ABD karşısında oluşturduğu tehdit, hem ekonomik hem de demografik açıdan çok daha ciddi. Sovyetler Birliği çöktü, çünkü ekonomik sistemi artık tüm etkisini yitirmişti, SSCB'nin hiçbir zaman dünya piyaslarında rekabet deneyimi olmadığı için hayati kusur uzun süre kendini gizlemişti. Çin ise, küresel arenada ekonomik cesaretini kanıtladı.

Artık ihracat arenasında dünya lideri ve dünya çapında en büyük imalatçı konumunda. Döviz rezervleri 2,5 trilyon doları aştı. Çin malları dünya çapında rekabet ediyor. Tüm bunlar, Sovyet tarzı bir ekonomik yaklaşımdan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

Japonya hiçbir zaman zirveye oturmayacak Fakat Çin nüfusuyla...

Japonya ihracatta hala güçlü bir aktör. Ancak hiçbir zaman zirveye oturmaya aday hale gelemedi. Japon nüfusu, ABD'nin yarısından az, bu Japon ekonomisinin ABD ekonomisine baskın çıkmadan önce, ortalama Japon insanının ortalama ABD vatandaşınından iki kat daha fazla zengin olması gerektiği anlamına geliyor. Ancak, bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. Buna karşın Çin nüfusu, ABD nüfusunun dört katını aşkın.

Çin sanılandan da evvel zirveye oturabilir

Goldman Sachs'ın yaptığı ve Çin ekonomisinin 2027 yılında ABD ekonomisini geçeceğine dair herkesçe malum tahmin, 2008 yılındaki ekonomik kriz öncesinde yapılmıştı. Şu an için, Çin o tarihten de önce zirveye oturabilir.

Çin ekonomik girişkenliği ve cesaretiyle dünyada boy gösteriyor

Artık Çinlililer birçok Afrika hükümetinin tercih ettiği ortak oldu, aynı zamanda Brezilya ve Güney Afrika gibi diğer yükselen ülkelerin de en büyük ticaret ortağı. Çin ayrıca Yunanistan ve Portekiz gibi Avro bölgesinin mali açıdan zorda kalan ülkelerinin bonolarını satın almaya yöneldi.

Çin, içinde Türkiye'nin de bulunuduğu yeni ekonomik ve siyasi oyuncuların yükselişi tablosunda en büyük parça

ABD'nin Avrupa'daki kadim müttefikleri olan İngiltere,Fransa,İtalya ve hatta Almanya, ekonomik üstünlüklerini yitiriyorlar. Yeni güçler yükselişte: Hindistan, Brezilya, Türkiye. Bu güçlerin herbirinin kendi dış politika öncelikleri var ve bu ülkeler ABD'nin dünyayı şekillendirme imkanını topluca kısıtlıyor. Hindistan ve Brezilya küresel iklim değişikliğiyle mücadale görüşmelerinde Çin'in yanında saf tuttu. Türkiye ve Brezilya da BM'nin İran'a yaptırım kararı konusunda ABD'ye karşı hayır dedi. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde gerçekleşeceklere ışık tutuyor.

ABD'lilerin pskilojik handikapı: çöküşteyken rakiplerinin zayıflıklarını göz ardı ederler

ABD'liler ulusal düzeyde bir çöküşten endişe ettiklerinde en tedirgin edici rakiplerinin zayıflıklarını göz ardı ederler. ABD hegemonyasının önümüzdeki dönemde de devam edeceği konusunda emin olanlar, Çin sisteminin olası yükümlülüklerine dikkat çekiyorlar.

Çin her yedi yılda bir ekonomik büyüklüğünü ikiye katlıyor

Çin mucizesinin yakında yok olacağına dair yürütülen tahminler de, 1970'li yılların sonundan beri Batılı analizlerce düzenli olarak yapılıyor: 1989 yılında, Komünist Parti, Tiananmen Meydanı Katlimanının ardından bocalamaya başladı. 1990'lı yıllarda ise, ekonomi gözlemcileri sürekli olarak Çinli bankaların ve devletin sahip olduğu işletmelerin ne denli zor durumda olduğnu vurgulayıp durdular. Bütün bu yaşananların ve analizlerin aksine, Çin ekonomisi büyümesini sürdürüyor ve yaklaşık her yedi yılda bir ekonomik büyüklüğünü iki katına çıkarıyor.

Çin'in nükleeer bir çağda, bir dünya savaşına doğru çekilmesi olanaksız

Nükleer bir çağda Çin Almanya'nın 20.yüzyılda karşılaştığı boyutta bir karmaşa ve düzensizlikle karşılaşmayacaktır. Bu süreçte ne tür ekonomik ve siyasi sıkıntı yaşarsa yaşasın, tüm bunlar, ülkenin büyük bir güç haline gelmesini engelleyemeyecek. Sağlam duruş ve ekonomik ivme, Çin'in muazzam ve ezici üstünlüğe doğru ilerleyişini önümüzdeki dönemde sürdüreceği anlamına geliyor, karşısına ne tür engeller çıkarsa çıksın.

ABD mevcut üstünlüklerine rağmen tahmin edilemeyecek kadar kırılgan bir durumda

ABD üniversiteleri önemli bir değer olmayı sürdürüyor. Ancak eğer ABD ekonomisi istihdam olanağı yaratmaz ise, Standford Üniversitesi ve MIT'ten mezun olan parlak Asyalı mühendisler kitleler halinde evlerinin yolunu tutmak zorunda kalacaklar.

Dünyanın en büyük on şirketinden üçü Çinli iken ikisi ABD'li

Dünyanın en büyük şirketlerini yayınlanyan Fortune Dergisi'nin sıralamasına sadece iki tanesi Amerikan şirketi girdi. Birinci sıradaki WalMart ile üçüncü sıradaki Exxon Mobil. Daha şimdiden ilk on şirket arasında üç Çinli şirket bulunuyor: Sinopec, State Frid ve Çin Ulusal Petrol şirketi. ABD eğer fırsatlar, refah ve başarı ülkesi olma özelliğini yitirirse, cazibesi de azalabilir.

ABD ordusunun cesareti barış ve istikrar getirmedi

Irak ve Afgan savaşlarından çıkarıcak ders; ABD birlikleri, uçakları ve füzeleri , birkaç hafta içinde dünyanın bir diğer noktasındaki bir hükümeti devirebilir, ancak işgal edilen bir ülkeye barış ve istikrar getirmek, ayrı bir meseledir. ABD hala Afganistan'da sonu gelmeyen isyanlarla cebelleşiyor.

Washington tutuk, bütçe sorunlarını çözebilmesi umudu azalıyor, dış borca bel bağlamak ABD'yi daha kırılgan yapıyor

Ayırca ABD askeri bütçesi de, bu yeni kemer sıkma döneminde ciddi baskılarla karşılaşıyor. Washington'da şu anda yaşanan tutukluluk hali, ABD'nin bütçe sorunlarını hızlı veya etkin biçimde çözebileceğine dair umutları azaltıyor. ABD hükümetinin yurtdışı kaynaklı borçlara giderek daha fazla bel bağlar hala gelmesi de ülkeyi daha da kırılgan bir yapıya sürüklüyor.

ABD Afganistan'daki savaşı Çinlilerin kredi kartından fonluyor: "ABD ulusal güvenliği karşısında tek ve en büyük tehdit artan ulusal borç"

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 2009'da Çinlilerden ABD hazine bonolarını satın almaları talebinde bulunmuştu. ABD askeri üstünlüğünü açığa dayalı harcamalar yoluyla fonluyor. Yani Afganistan'daki savaş, Çinlilerin kredi kardından ödeniyor. Genel Kurmay Başkanı Amiral Mike Mullen, ABD'nin ulusal güvenliği karşısında tek ve en büyük tehdit olarak artan ulusal borcunu göstermişti.

Çin'in askeri harcamaları da hızla artıyor

Çin toplamda beş altı tane uçak gemisi üretmeyi planlıyor. Ayrıca Çin'in yeni füze ve uydu savar teknolojileri geliştirmesi, ABD'nin Pasifik'te üstünlüğünü temellendirdiği deniz ve hava denetimini tehdit ediyor.

ABD Pasifik'te askeri üstünlüğünü yitirdiğini kabullenecek

Çin'de kabul gören görüş, ABD'nin bir süre sonra Pasifik'te askeri pozisyonunu artık devam ettiremeyeceğini fark etmesi. Zira Nükleer bir çağda ABD ve Çin ordularının bir çatışmaya girmesi olasılık dışı.

Küresel ekonominin yüselen merkezi Asya Pasifik Çin'in arka bahçesi olacak

Eğer ABD bütçe nedenleriyle Pasifik'teki varlığını geri çekmek zorunda kalırsa, bölgedeki müttefikleri de kendilerini yükselen bir Çin'e alıştırmaya başlayacaktır. Bu durumda, küresel ekonominin yükselen merkezi olan Asya-Pasifik bölgesi de, Çin'in arka bahçesine dönüşecektir.

ABD Çin'in yükselişinden endişelenmedi çünkü onlara göre "küreselleşme Amerikanlılaşmaktı"

ABD'nin soğuk savaşın bitimin ardından gelen yıllarda Çin'in yükselişi karşısında pek endileşenmemisinin nedenlerinden biri, küreselleşmenin Batılı değerleri yaydığına dair son derece kökleşmiş kanı idi. Hatta Bazı kesimler için küreselleşme ve Amerikanlılaşma eş anlamlıydı

"Çin ile özgürce ticaret edin zaman bizim lehimize işliyor" yanılgısı

George W. Bush ve Bill Clinton küreselleşme ve serbest ticaretin Amerikan değerlerinin ihraç edilmesi için bir araç olacağını düşünmüşlerdi. Bush " ekonomik özgürlük, serbestlik alışkanlık yaratır. Serbestlik alışkanlıkları da demokrasi beklentilerini doğurur.Çin ile özgürce ticaret edin zaman bizim lehimize işliyor." diye iddia ediyordu.

İki temel yanılsama

Birincisi; ekonomik büyüme kesinlikle ve hızla demoktratikleşmeye yol açar. İkinci yanılgı da kaçınılmaz şekilde yeni demokrasilerin ABD'ye karşı daha dostane ve yardımsever olacakları.  

Batı'nın Çin üzerine varsayımı çöp oldu

1989 Tiananmen Meydanı katliamının ardından Batılı analizcilerin çok azı 20 yıl sonra bile Çin'in halen tek partili bir devlet olmayı sürdüreceğine ve ekonomisinin bu şekilde inanılmaz oranlarda büyüyebileceğine inanıyordu. Batı'daki ortak varsayım, Çin'in en nihayetinde siyasi liberalizasyon ile ekonomik başarısızlık arasında bir tercihte bulunması gerektiği yönündeydi. Sıkı denetim altında tek parti devleti, cep telefonlarının ve dünya çapında yaygın internet ağlarının belirleyici olduğu bir dönemde başarı gösteremez idi bu varsayıma göre.

2027'de dünyanın en büyük ekonomisi tek parti devleti olabilir

Çin, sansür ve tek parti yönetimini son on yıldır devam eden ekonomik başarıyla birlikte yürütebildi... Çin'in 2027 yılına kadar dünyanın en büyük ekonomisi olacağı düşünüldüğünde bu ülkenin halen Komünist Parti yönetiminde tek bir parti devleti olmayı sürdürmesi muhtemel.

Demokrasilerin büyük küresel sorunlarda uzlaşı sağlamakla mükellef olduğu fikri sürekli çürütülüyor, bakınız Türkiye, Hindistan, Brezilya

Hindistan iklim değişikliği ve Doha ticaret görüşmeleri sırasında ABD ile ters düştü. Brezilya Venezüella ve İran konularında ABD'den farklı yaklaşım benimsedi.

Türkiye ise bugün daha İslamcı bir Türkiye kimliğiyle, İsrali veya İran meselelerinde ABD ile aynı çizgide ilerlemeyi ret etmeye başladı.

Aynı biçimde daha demokratik bir Çin beklerken o daha huysuz bir Çin'e dönüşebilir. Bu konuda ulusalcı çizgide hazırlanmış kitapların ve internet sitelerinin popülerliği, bir örnek teşkil ediyor.

Küreselleşme söylemine karşı, geleceğin dünyası daha çok biri kaybederken diğerinin kazanacağı bir oyuna benziyor

ABD uluslararası politikaların en eski kurallarından birini yani yükselen güçlerin her halükarda yerleşik güçlerle çatışacağı kavramını yok sayıyor gibi davranıyor.

Çin ile ABD arasında dar alanda en son restleşmeler

ABD Kasım ayında düzenlenen G-20 zirvesinde Çin'in döviz kuru politikasını değiştirmeye ret etmesi engeline takıldı. 2009 Kopenhag'taki iklim değişikliği mücadeleleri de ABD-Çin arasında bir başka restleşmenin ardından kargaşayla son buldu.

Çin'in artan ekonomik ve askeri etkinliği, ABD'nin Pasifik'teki hegemonyası önünde uzun vadede tehdit.

Çin İran konusundaki BM'nin yeni yaptırım paketini isteksiz bir şekilde kabul etti.

Kuzey Kore ile görüşmelerde ABD ve Çİn saflarını aldı. Zorlukla örtbas edilen husumet, Çin - ABD işbirliğini önlüyor. Çin Kim Jong rejimini sevmiyor ancak yeniden birleşmiş bir Kore karşısında da son derece endişeli. Özellikle de yeni Kore, ABD birliklerine ev sahipliği yapmayı sürdürürse..

Çin aynı zamanda kaynaklara erişim konusunda zorlu bir rekabete girişmiş durumda. Bu kaynaklar arasıda petrol özel bir yere sahip, keza bu şekilde küresel fiyatlar yukarı çekilebiliyor.

Kendimizi kandırmayalım uluslararası yeni düşmanlıklar kaçınılmaz

ABD'li liderler halkın önünde sıfır toplamlı oyun(kazananın yanında kaybedenin de olduğu) mantığını ret etmekte haklılar zira, bundan başka bir şey yaparlarsa, Çinlileri gereksiz yere kendilerine karşı kışkırtacaklarının farkındalar. Ancak bu  durum yine de kaçınılmaz gerçekliği gölgelememeli. Ekonomik ve siyasi güç Batı'dan Doğu'ya kayarken, yeni uluslararası düşmanlıklar da kaçanılmaz.

ABD 17 yıl sürdürdüğü küresel egemenliğini bir daha asla yaşayamayacak, o günler sona erdi

ABD'nin elinde bulundurduğu halen muazzam güç unsurları var. Ekonomisi muhtemelen belini doğrultacak. Ordusunun diğer hiç bir ülkede bulunmayan ve yanına yaklaşamayacakları küresel varlığı ve teknolojik avantajı mevcut. Ancak ABD, Sovyetler Birliğinin 1991'de çöküşüyle 2008 yılında mali krizin patlak verdiği 17 yıllık dönemde elinde bulundurduğu küresel egemenliği bir daha asla yaşayamayacak. O günler artık sona erdi.