ROMANTİK Dönem Bestecileri

The Hunger Site

Franz Schubert


 

Bir öğretmenin çocuğu olarak dünyaya gelen Schubert müzik tarihindeki ilk Bohem tarzı yaşayan bestecidir. Bestecilik dışında hiçbir iş yapmayan Schubert, arkadaşlarının yardımıyla geçinebilmiştir.

1808'de koroda söylemeye başlayan Schubert, 1812'de Salieri'nin öğrencisi olarak, kompozisyon dersleri aldı. 1813'te okul orkestrasında keman çaldı. Ilı senfonisini bu arada bestelemiştir. Müzik tarihindeki en yetenekli isimlerden biri olan Schubert 31 yıllık yaşamına birçok başyapıt sığdırmıştır. Schubert’in çoğunu Goethe ve Schiller'in şiirlerinden esinlenerek bestelediği 600’in üzerinde lied müziğinde önemli yer tutar. En verimli olduğu 1815 yılında bazı günler 8 tane toplam 144 lied yazmıştır. Liedlerin dışında yazdığı 15 piyano sonatı da oldukça başarılıdır.

Schubert bir Beethoven hayranıydı; ancak Beethoven’in klasik tarzının yerine romantizme giden yolu açmıştır. Konudan konuya atlayan parçalı temalar kullanmıştır. Lirik minyatür tarzının olanaklarını ilk keşfeden bestecilerden biri olan Schubert’le beraber Impromptus popülerlik kazanmaya başlamıştır. En büyük melodistlerden biri olmasının yanında, armonide de büyük bir ustaydı. Schubert diğer büyük bestecilerin hepsinden çok tamamlanmamış eser bırakmıştır. Ayrıca eserlerini ilginç yerlere koyan Schubert'in bazı eserleri bulunamamış olabilir. Örneğin 9. Senfonisi kardeşinin tuvaletinde bulunmuştu. Unfinished Senfonisi’nin ( 8. Senfoni) yanında birçok yaylı çalgılar dörtlüsü ve sonatı tamamlamamıştır. Yaşamı boyunca neredeyse hiçbir eseri çalınmamış, hemen hemen bütün büyük eserlerini orta sınıf toplantılarında çalmıştır.  Schubert ömrü boyunca fakir yasamış ve arkadaşlarının yardımına muhtaç olmuştur.

Bohem yaşantısına rağmen sabah çok erken kalkan Schubert, her gün en az öğleye kadar çalışır, ardından arkadaşları ile buluşmak için Red Hedgehog’a giderdi. Burada içki içer, arkadaşlarıyla tartışırdı. Schubert’in bu tip  düzenli bir yaşantıyı, hayranı olduğu Beethoven’dan aldığı düşünülebilir.

Schubert’in aşk hayati hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bir hayat kadını ile girdiği ilişki sonucu frengi kapmış, doktoru daha düzenli ve sağlıklı bir yasam sürmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerine Viyana’nın lüks mahallelerinden birinde yaşayan kardeşinin evine taşınan Schubert, kirli sudan kaptığı tifüs mikrobu yüzünden ölmüştür. Schubert’in müziği, hümanist özelliğiyle insanları kucaklar. İnanılmaz bir melodi zenginliği vardır. 9 senfoni, 6 opera, 15 piyano sonatı, 600’un üzerinde liediyle en çok sevilen bestecilerden biridir.

FELIX MENDELSSOHN BARTHOLDY


 

Yahudi banker bir ailenin çocuğu olarak Hamburg’da dünyaya gelen Mendelssohn, yaşamı boyunca hiçbir ekonomik sıkıntı çekmeden müzikle uğraştı. Küçük yaşta Mozart’ınkini andıran bir şekilde dehası ortaya çıkan Mendelssohn’u ailesi de desteklemiş, hatta bestelerini çalması için orkestra bile tutmuştur.

Mendelssohn’un dedesi Moses’ın tanınmış filozof olması sayesinde oldukça yoğun entelektüel bir ortamda büyüme şansı bulan Mendelssohn, birçok yabancı dili anadili gibi biliyor, dönemin filozofları ile fikir tartışmalarına girebiliyordu. 12 yaşındayken, 72 yaşındaki Goethe’yle tanışan Mendelssohn, bu ünlü düşünürü de etkilemeyi başarmıştır.   Babası Abraham Yahudi olmasına karşın, Almanlığı benimsemiş, Protestan olarak Bartholdy soyadını almıştı. Besteci ilk piyano derslerini annesinden almıştır. Ablası Fanny’de, en az kendisi kadar iyi bir piyanistti.

 Mendelssohn ilk konserini 9 yaşındayken verdi. Berlin’e giderek Karl Zelter’le armoni çalıştı. 1825’te opera komiği Hochzeit de Cmacho’yu yazdı. 1827’de henüz 16  yaşındayken yaylı çalgılar sekizlisini 17 yaşındayken, A Midsommer Night’s Dream Uvertürünü yazdı. Bu iki eser de başyapıt seviyesindeydi. Mendelssohn. 1826-1829 yılları arasında Berlin Üniversitesi’ne gitti. 1829’da Singakademie’de, Johann Sebastian Bach’ın St Matthew isimli eserini yöneten Mendelssohn, müzik tarihinin en büyük isimlerinden olan, Barok Dönemi sanatçısı Bach’ı dünyaya tanıtmıştır. Bach bu tarihe kadar neredeyse hiç tanınmıyordu. Sadece birkaç eseri basılmıştı. Sırf bu özelliğinden dolayı bile, Mendelssohn’u müzik tarihi için önemli bir isim yapmak için yeterlidir. Mendelssohn, ayrıca modern anlamdaki ilk şeftir.

1829’da İngiltere’ye giden besteci, daha sonra İskoçya, İtalya ve Avusturya’nın çeşitli şehirlerini gezdi. 2 yıl süren bu dönmem içinde Mendelssohn Hebrides Uvertürü, İtalyan Senfonisi ve Lieder Ohne Worte(Sözsüz Şarkılar) isimli kitabı yazdı. 10 yıl sonra Hebrides Uvertürü üzerinde tekrar çalışmalalar yaparak İskoç Senfonisi haline getirdi.

1831’de ise Paris’e giderek, dönemin diğer müzisyenleri ile tanışma fırsatı bulan Mendelssohn, Chopin’in eserlerini garip olarak nitelendirmiş, Schumann’a ise hayran kalmıştır.

1833’te Dusseldorf’ta müzik direktörlüğü görevine getirilen Mendelssohn, alışılmışın dışında bir repertuar hazırladı, Lassus, Palestrina gibi Rönesans müzisyenlerine konserlerinde yer verdi. 1835’te Leipzig’ yerleşen besteci, kısa süre içinde burayı, Almanya’nın müzik başkenti haline getirdi. 1837’de Cecile Jeanrendaud ile evlendi. Ablası Fanny’nin ölümüne çok üzülen Mendelssohn kısa bir zaman sonra, yoğun çalışma tempsosunun da etkisiyle, henüz 38 yaşındayken 1847 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi.

Mendelssohn opera dışında, hemen her türde çok güzel eserler bırakmıştır. 5 senfoni, St Paul ve Elijah oratoryosu, gelmiş geçmiş keman konçertolarının, en iyilerinden biri olan Op. 64 Keman Konçertosu, 6 yaylı çalgılar dörtlüsü, piyano için yazdığı varyasyonlar bestecinin farklı türlerdeki eserlerinden birkaçıdır. Yaşadığı dönemde sevilen Mendelssohn’un müziği, büyük bir tepkiyle kaşılaşmış, yapay olduğu için eleştirmiştir. Mendelssohn’a yöneltilen diğer bir eleştiri de bestecinin en güzel eserlerini gençlik ilhamıyla 16-17 yaşlarında yazdığı, ilerleyen yıllarda kendini pek geliştirmediğidir. Bu eleştirinin en güzel yanıtı keman konçertosudur. Aslında bu Mendelssohn’a duyulan tepkiler, bestecinin müziğinden değil, neredeyse başka hiçbir bestecinin olmadığı kadar, ekonomik açıdan rahat bir yaşam sürmesinden kaynaklanmaktadır. Yine de Mendelssohn’un eserleri konser salonlarında kendisine çok fazla yer bulamamaktadır, ama evlenenlerin neredeyse tamamına yakını, dünyaevine Mendelssohn’un düğün marşıyla girerler.

Mendelssohn’un birçok konuda yeteneği vardı. piyano, org  ve viyolada usta olmasının yanında, çok da iyi resim yapıyordu. Ayrıca derin edebi bilgisi vardı. Eserlerini incelediğimizde Mendelssohn’un Romantik Dönem bestecisi olmasına karşın, klasik formlardan da sıklıkla yararlandığını görürüz.

Robert  Schumann



Müzik tarihindeki en iyi birkaç piyano müziği bestecisinden biri sayılan Schumann, Romantik Dönemin önde gelen isimlerinden biridir. Eserlerinde haşarı bir çocuk gibidir. Durgunluğa rastlamak pek mümkün değildir. Çocukluğunu, aile baskısı altında dilediği gibi yaşayamayan Schumann, arzuladığı yaşamı, eserlerinde sürmek istemiştir, belki de. Besteci kimliğinin yanında 10 yıl boyunca gazetede müzik eleştirmenliği yapan Schumann, Chopin ve Brahms gibi dehaların keşfedilmesinde başrolü oynamıştır.

Schumann bir kitapçının oğlu olarak dünyaya geldi. İlk müzik eğitimini 6 yaşında aldı. 12 yaşındayken ilk bestesini yaptı. Ancak ailesi, özellikle de annesi, Schumann’ın hukuk kariyeri yapmasını istiyor, müziği ise sadece bir hobi olarak görüyordu. Bestecinin ileride yaşadığı psikolojik bunalımlarda, ailesinin bu dönemde yaptığı baskı ve tercihlerinde onu özgür bırakmamasının rolü vardır. Öncelikle 4 yıllık özel bir okula gönderildi,  ardından Almanya’da üniversiteye hazırlık okulu olarak da adlandırılan Gymnasium’da 8 yıl okudu. Okuduğu okulu sevmeyen Schumann, tam bir sanat aşığıydı. Sadece müzikle değil edebiyatla da uğraşıyor, şiirler ve oyunlar yazıyordu. Buna rağmen, 1828’de ailesinin hayallerini gerçekleştirerek, hukuk fakültesine girdi. Üniversiteye girmesinin ardında omuzlarında bir yük olan aile baskısı, biraz olsun hafifledi. Böylece bütün zamanını müziğe ayırmaya fırsatı buldu. Wieck’ten piyano dersleri almaya başlayan Schumann, bu sayede, ileride evleneceği ve birçok eserini adadığı Wieck’in kızı Clara’yı tanıdı.

1829-1831 yılları arasında Heidelberg’e giden Schumann, Thibaut’nun tavsiyesi üzerine Rönesans ve Barok dönem müziklerini inceledi. Oldukça başarılı bulunan ve Schubert’i anımsatan Kelebekler isimli piyano dizisinde kullandığı valsleri burada yazdı. 1830 yılında Leipzig’e geri dönerek Wieck’le piyano çalışmalarına devam etti. Piyanoyu çok seven Schumann’ın virtüöz olma hevesi, sağ elinden geçirdiği bir kaza sonucu kursağında kaldı. Bu duruma  çok üzülen besteci, piyano çalabilmek için protez cihaz bile geliştirmiş, ancak başarılı olamamıştır. Bunun üzerine bütün gücüyle beste yapmaya başlamıştır.

Schumann, 1835’te Wieck’in öğrencilerinden Ernestine von Fricken’le kısa süreli bir aşk yaşadı. Schumann, Karnaval ve Etudes Symphoniques isimli iki önemli piyano çalışmasını Ernestine için yazmıştır. 1836’da ise, 17 yaşındaki, Clara’ya aşık oldu. 5 yaşında, babasından aldığı derslerle piyano çalmaya başlayan Clara, müzik tarihindeki en başarılı kadın piyano virtüözüdür. Schumann’la Clara’nın ilişkisi 19. yüzyılın en büyük aşk hikayelerinden biri olarak kabul edilir. Schumann’ın aşırı alkol kullanımından ve agresif yapısından pek hoşlanmayan Clara’nın babası, aralarındaki 9 yaş farkı da bahane ederek sevgililerin evliliklerine karşı çıkmıştır. Hatta, birbirleriyle görüşmelerini bile yasaklamıştır. Oldukça yaratıcı bir döneminde olan Schumann, sevgilisiyle ancak yazdığı eşsiz piyano eserleriyle iletişim kurabilmiştir. Bu dönem eserlerin genel teması umutsuzluktur. 1840 yılında muratlarına ererek, evlenmişlerdir. Evliliğin ardından Schumann, çok başarılı bir dizi Lied yazmıştır. Çiftin 8 çocuğu olmuştur. Clara, Schumann’ın en güzel sonatlarına, piyano eserlerine, senfonilerine, süit ve danslarına ilham kaynağı olmuş, kendisi de bir müzisyen olarak, onun daha iyiye ulaşması için elinden gelen desteği vermiştir.

1841 yılında senfonik eserler üzerine yoğunlaşmaya başlayan Schumann, toplam 4 senfoni yazmıştır. Bu eserler orkestrasyonu nedeniyle eleştirilir. Mahler, çalınabilirliği artırmak için yeni bir orkestrasyon kullandı; ancak günümüzde orijinal versiyonlar tercih edilmektedir.

1844 yılındaki Rusya turnesinin ardından Schumann ciddi bir depresyon geçirdi. Yeni doğan çocuklarıyla, oldukça büyük bir aile olan Schumann’lar için hayat zorlaşmıştı. Besteci sakin bir ortam arıyor; ancak bulamıyordu. Duygusal düzensizliklerle başlayan psikoljik sorunları, şizofreniye kadar ilerledi. 1854’de Ren Nehri’ne atlayarak intihar girişiminde ölümüne bulundu. Bestecinin bu tarihten ölümüne kadar ki yaşamı içler acısıdır.

Frederic Francois Chopin


 

Chopin müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi piyano müziği bestecisi olarak kabul edilir. Tek bir enstrümanı kullanarak, Mozart, Beethoven, Bach gibi en büyükler arasında yerini almıştır. Piyano konçertolarının dışında, alışılagelmiş formları pek kullanmayan Chopin, 39 yıllık kısa yaşamına 55 Mazurka, 24 prelüd, 27 etüd, 19 noktürn, 13 polonez, 4 balad ve 4 scherzo sığdırmıştır.

Chopin 1810 yılında Polonya’da doğdu. Fransız asıllı babası, aristokrat ailelerin çocuklarına özel Fransızca dersi veriyordu, daha sonra Varşova Lisesi’ne öğretmen oldu. Chopin ilk müzik derslerini Polonyalı annesinden aldı. 6 yaşına geldiğinde, dehası ortaya çıkan besteci oldukça yaratıcı düzenlemeler yapmaya başladı. Bunun üzerine Zvyny’den ders almaya başladı. Bach, Mozart ve Beethoven’ın eserlerini inceledi

1822’de Varşova Konservatuarı’na yazılan Chopin, Joseph Elsner’den, kontrpuan dersi aldı. Constantia Gladkowska’ya aşık olan besteci, 16 yaşında ilk bestelerini sevgilisi için yaptı. Bu arada, öğrencisinin dehasını anlayan Elsner bir tavsiye mektubu yazarak, Chopin’in Avusturya’ya gitmesini sağlamıştır. Besteci Viyana’da birinci piyano konçertosunu çaldı. Ardından 1829 ile 1830 yılları arasında çeşitli kentleri gezen Chopin bir dizi konser verdi. Ancak Viyana klasik akımın merkeziydi, Chopin’in kullandığı serbest formlar burarda pek ilgi çekmedi. Bunun üzerine Chopin, 1831 yılında sadece Lizst, Berlioz gibi müzisyenleri değil aynı zamanda Hugo, Balzac gibi yazarları, Delacroix gibi ressamları buluşturan,  Romantik Dönemin sanat başkenti Paris’e yerleşmeye karar verdi. Tam bu arada Polonya ve Rusya arasında bir savaşın başlamak üzere olduğunu öğrendi.  Paris’e gitmeden önce, evine eşyalarını toplamaya giden Chopin’den, çocuklarının güvenliğini düşünen ailesi, bir daha Polonya’ya gelmeyeceğine dair söz vermesini istedi. Sözünü tutan Chopin, 1831’de Paris’e yerleştikten sonra, bir daha  geri dönmedi, ancak Polonya’yı çok seven Chopin, bir arkadaşının hediye ettiği, Polonya toprağıyla doldurulmuş gümüş kupayı, yanından ömrü boyunca ayırmadı, hatta bu kupa vasiyeti üzerine, öldükten sonra da vasiyeti üzerine mezarına gömüldü.

Babası Fransız olduğu için, Chopin Fransa’ya alışmakta çok zorluk çekmedi. Zengin ailelerin çocuklarına piyano dersleri vererek geçimini rahatlıkla sağlayabiliyordu. Maddi sıkıntısı olmayınca, Chopin çok iyi bir piyano virtüözü olmasına karşın, büyük konser salonlarında çok az çalmış, daha çok küçük topluluklara ev konserleri vermeyi yeğlemiştir.

Maria ve daha sonra Potozhka’yla yaşadığı, hayal kırıklığıyla sonuçlanan ilişkilerinin ardından Chopin’i Lizst, ünlü yazar George Sand’la (Aurore Dudevant) tanıştırdı. Chopin, Sand’i gördüğünde aşık olmaktan çok şaşırmıştı. 3 çocuk annesi ve kendisinden 6 yaş büyük olan bu  kadın, toplumun genel kurallarını küçümsüyor, tepkisini erkek kıyafetleri giyerek gösteriyordu. Ancak zamanla aralarında oldukça tutkulu bir aşk başladı. 1839’da çift birlikte Mallorca’ya gitti. Chopin 24 prelüdünün büyük kısmını bu dönemde tamamladı.1847 yılına kadar Sand’in Nohant’taki evinde birlikte yaşadılar. George Sand, Sağlığı oldukça bozulan Chopin’e bir çeşit annelik yapıyordu. Sağlığına rağmen, bu yıllar Chopin’in en verimli olduğu, en güzel eserlerini yazdığı yıllardır. 1847 yılında Sand çocukları çiftin ilişkisinin sona ermesine yol açtı.

Ayrılığın ardından İngiltere’ye giden Chopin, bu seyahatten oldukça zayıf düşmüş olarak döndü. Aradan bir yıl geçmeden, 1849 yılında, genç yaşta veremden öldü.

Chopin’in müziği oldukça yaratıcıdır. Karmaşık kromatik armoniyi Polonya halk ezgileriyle mükkemel bir uyum içinde kaynaştırmıştır. En iyi eserleri olarak Etude Revolutionaire (Devrimci Etüd), Fantasie İmpromptus, Nocturne No.20 ve Cenaze Marşı (2. Piyano Sonatı) gösterilebilir. Besteciliğinin yanında Lizst’den sonra belki de gelmiş geçmiş en iyi virtüözdür. Çalış tekniği olarak Mozartçı geleneği devam ettirmiş, piyanonun kullanım olanaklarının gelişimine katkıda bulunmuştur.

FRANZ LISZT




Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi piyano virtüözü ve en çapkın ismi Lizst, Romantik Dönemin de kurucusu olarak kabul edilir. Macar bestecinin küçük yaşta dehası keşfedilmiştir. İlk piyano resitalini 9 yaşında verdikten sonra 1821’de Viyana’ya giderek Salieri ve Czerny ile çalışmaya başlayan Lizst, 1825’te tek operası olan Don Sanche’yi yazdı.

 1823-1835 yılları arasında Romantik akımın merkezi durumuna gelen Paris’te yaşadı. Burada birçok ressam, yazar ile Chopin ve Berlioz gibi dönemin diğer önemli bestecileriyle arkadaşlıklar kurdu. Kontes Marie d'Agoult’la 1833’de başlayan ilişkisinden 3 çocuğu oldu. Bu çocuklardan biri olan Cosima, önce Bülow’la sonra onu terk ederek, Wagner’le evlenmiştir.

Paganini’nin keman çalışından çok etkilenen Lizst, onun kemandaki ustalığına, piyanoda ulaşmayı aklına koymuştu. Dünyanın gördüğü en teknik piyanist olmasının yanında Lizst, çok da iyi bir şov yeteneğine sahipti. Konserlerinde özellikle bayan hayranlarının çığlıkları eksik olmuyordu, hatta bayılanlar bile vardı. Modern solo resitallerin temelinde de Lizst’in sololique adını verdiği konserleri vardır.

1838’de Viyana’ya geri döndükten sonra, 1840-1841 yılları arasını Londra’da geçirmiştir. 1847 yılına değin Avrupa’nın birçok ülkesini gezerek konserler vermiştir. Rusya yaptığı ziyareti sırasında, Prenses Carolyn Wittgenstein’la tanışarak, onunla yaşamaya başlamıştır. 1847 yılına kadar vaktinin tamamını konser repertuarını hazırlamakla geçiren Lizst, bu tarihte beste yapmaya da ağırlık vermeye başladı.

Lizst,1848-1859 arasında Weimar’da Müzik Direktörlüğü görevini yürütmüştür. Bu yıllar Lizst’in yaşamında en üretken olduğu dönemlerden biridir. Faust ve Dante senfonileri, 12 senfonik şiir Weimar dönemi eserleridir. 1854’te yazdığı Piyano Sonatı, bestecinin en iyi piyano müziği olarak kabul edilir.

1860’da İtalya’ya giden Lizst, 1865’te papaz oldu. Bu yıllardaki eserleri ise doğal olarak dini içeriklidir. 1869’dan sonra Roma, Weimar ve Budapeşte arasında mekik dokuyarak geçirdi. Ömrünün son yılları yaklaşmaya başladığında Lizst, kendini yeni öğrenciler yetiştirmeye adadı. Ziloti, Weingartner, Lamond öğrencilerinden birkaçıdır. 75. yaş jubile turnesine çıkan Lizst aynı yıl içinde 1886’da ölmüştür.

Berlioz, Chopin’le birlikte Romantik dönemin ilk bestecilerinden olan Lizst’in, son dönem eserlerinde, Wagner’in Tristan adlı eserindeki kromatik armoniden ve Debussy’nin empresyonizminden etkilendiği gözlenir. Besteci günümüzde daha çok Macar Rapsodileriyle tanınır. Lizst’in piyanodaki üstün başarısı, uzun zaman besteci kimliğinin üzerinde yer almıştır. Ama günümüzde hak ettiği saygı gören Lizst’in Wagner, Strauss gibi bestecilerin üzerinde önemli etkileri olmuştur.

RICHARD WAGNER


Alman besteci Wagner müzik  tarihinin akışını değiştirerek, ona farklı bir yöne çeken devrimci bir müzisyendir. Özellikle Tristan adlı eserinde kullandığı kromatik armoni, Schoenberg’in 12 tonlu müziğine ve modern döneme giden yolu açmıştır. Romantik Dönemin ilk isimlerinden olan Lizst’den ve Alman besteci Weber’in operalarından etkilenmiş, geleceğin müziğini oluşturmaya çalışmıştır.(Zukunftmuzik)

Wagner, gençlik yıllarında Dresden ve Leipzig’de eğitim aldı. Bu dönemde edebiyatla da çok ilgiliydi. Şiirler yazıyordu. 1832’de ilk senfonisini besteledi.1834’te Die Feen operasını tamamladı. 1836’da Shakspeare uyarlaması olan Das Liebesverbot operasını yazdı. Oyuncu Minna Planer’le evlendikten sonra Riga’ya giderek iki yıl boyunca orkestra şefliği yaptı.

1839’da Romantik akımın merkezi Paris’e yerleşen Wagner yokluk içinde yaşadı. Ancak üç yıl süren bu dönemde yazdığı, Der Fliegende Hollander(Uçan Hollandalı) ve Rienzi operaları büyük başarı kazandı. 1842’de Dresden’e dönüp, Beethoven ve Mozart performanslarıyla şef olarak büyük ün kazandı. Tannhäuser’i 1845’te tamamladı. 1848’de devrimcilerin yanında yer aldı. Hakkında tutuklama kararı çıkmasının ardından, önce Weimar’a ardından Zürich’e gitti. Zürih yıllarını beste yapmaktan çok müziğe bakış açısını ele aldığı makaleler yazarak geçirdi. Kendisine ekonomik destek veren Otto Wesendock’un karısıyla olan ilişkisinin ortaya çıkmasının ardından eşi, onu terk etti. 1870’de Bülow’un eski eşi, Lizst’in kızı Cosima’yla evlendi

Ekonomik sıkıntı içinde bulunan Wagner’in birçok borcu bulunuyordu. Onu bu durumundan, müziğinin hayranı olan, Bavyera Kralı Ludwig kurtardı. Bu olay üzerine Münih’e giden Wagner, Tristan operasının prömiyerini burada yaptı. 1874’te Bayreuth’a yerleşti. 1848’de başladığı, en iyi eserlerinden biri olarak kabul edilen 4. Operası Ring’i tamamladı.

1878’de başlayan kalp problemi yaşamaya başlayan Wagner, 1883’te Venedik’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. 

Wagner’in sanat anlayışına göre drama ve müzik birbirinden ayrılmamalıydı. Bestecinin operalarında, karakterlerin içinde bulundukları, duygusal ve psikolojik durum derinlemesine sergileniyordu. Wagner’in saatlerce devam eden bazı eserleri kimileri için sanatın geldiği en üst nokta, kimileri için insan sabrının sınanmasıdır. Besteci, çok farklı özellikler taşıdığından dolayı, seveni kadar sevmeyeni de çoktur.

GIUSEPPE  VERDI


Müzik tarihindeki en iyi opera bestecilerinden biri olan Verdi’nin, yeteneği diğer büyük bestecilerden farklı olarak küçük yaşta ortaya çıkmamıştır. Verdi, müzik yaşamlarının çeşitli dönemlerinde başarısızlıklar yaşayanların, örnek alması gereken bir isimdir. Başarısızlıklar yıldırmamalı, tersine daha fazla çalışmak için itici güç olmalıdır. Sebzecilik yapan orgcu Antonio Barezzi’den ilk müzik eğitimini almıştır. Barezzi, Verdi’deki cevheri görerek, onu Milano Konservatuarı’na göndermiştir; ancak Guiseppe piyano çalamadığı için reddedilmiştir. 1838 ile 1840 yılları arasında Verdi, eşini ve iki çocuğunu yitirmiş, tarif edilmez acılar yaşamıştır. Bu tarihe kadar neredeyse kimsenin adını bile bilmediği besteci, içindeki yoğun duygu birikimini dışarı çıkararak mükemmel eserler ortaya koymuştur. Verdi, 1841’de yazdığı Nabucco Operası’nın ardından eleştirmenler tarafından İtalya’nın gelecek vadeden genç bestecilerinden biri olarak gösterilmiştir.

19. yüzyılın siyasal ortamında birçok ülkede sansür yoğun olarak uygulanıyordu. Bundan nasibini İtalya’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan ayrılmasını destekleyen Verdi’nin eserleri de aldı. Bu eserlerin arasında Rigoletto’da vardır. Sansürü protesto eden Verdi, bu tarihten sonra bestelediği 3 eserin prömiyerini yurtdışında yaptı. İl forza del Destino San Petersburg’da, Don Carlos Paris’te, Aida Kahire’de çalındı.  Bu üç eserin ardından besteci, on altı  yıl boyunca opera yazmadı. Sadece 1874’te ünlü İtalyan şair Manzoni anısına bir Requiem besteledi.

1879 yılında, yayınevi sahibi Ricordi, Verdi’ye Shakspeare’in eserlerini operaya uyarlama fikrini götürdü. Verdi, yaklaşık sekiz yıllık bir çalışmanın ardından Othello’yu tamamladı. Bu başyapıt, bestecinin ve İtalyan müziğinin zaferi olarak nitelendirildi. Gelen büyük başarının ardından 1893’te Falstaff’ı yazan Verdi, çok istediği King Lear operasını yazamadan,1901 yılında La Scala’ya çok yakın bir otel odasında öldü.

Verdi’nin operalarındaki güzellik, bestecinin teknik ustalığının yanında, sahneye koyduğu gerçekçi karakterlerde gizlidir. Verdi operalarının yanında çeşitli koro müziği eserleri ve İtalyan romansları yazmıştır. Sadece bir tane yaylı çalgılar dörtlüsü vardır. Verdi’nin müzisyen kimliğinin yanında, politik kimliği de vardır. İtalyan birliğinin sağlanıp, bağımsızlığın ilan edilmesinin ardından, besteci 5 yıl parlamentoda yer almıştır.

JOHANN STRAUSS


Johann Strauss, Johann Strauss’un vals kralı olarak bilinen  büyük oğludur. Babası, çocuklarının müzisyen olmasını istemediği için bir bankada işe giren Strauss, yine de müzikle uğraşmaya devam etti. Gizliden, gizliye keman öğrenen Strauss, Drechsler’le de kompozisyon çalıştı. 1844’te 24 kişiden oluşan bir orkestra kurarak, kendi bestelerinin çalındığı konserler verdi. Buna çok kızan babası, oğlunun müziğini uzunca süre kötüledi. Baba ile oğlun rekabeti her konuda devam etti. Hatta 1848 Devrimi’nde sırf bu rekabetten ötürü farklı cephelerde yer almışlardır. Ancak ilerleyen zaman içinde oğul Strauss valsleri ile kendini kabul ettirdi. Boynuzun kulağı geçtiğini fark eden baba Strauss oğluna beraber çalışmayı teklif etse de genç Strauss, kendisine çok çektiren babasının bu teklifini kabul etmedi. Babası öldükten sonra, onun orkestrasıyla kendi orkestrasını birleştirip, Avusturya, Polonya, Almanya’nın çeşitli şehirlerini gezdi.1855’ten,1865’e değin 10 yıl boyunca San Petersburg Petropaulovsky Park’ta yaz konserleri verdi

Johann Strauss’un 400’den fazla valsi yanında, 1874 yılında bestelediği Die Fladermaus gibi operetleri, polka ve çeşitli dans müziği besteleri de bulunmaktadır. Wagner’in müziğinden etkilenen bestecinin Brahms’dan, Schoenberg’e kadar birçok ismi etkilemiştir.

JOHANNES BRAHMS


Alman besteci 7 Mayıs 1833’de Hamburg’da doğdu. Müziğe, babasından aldığı keman ve viyola dersleriyle başlayan Brahms, piyanoda da uzmanlaştıktan sonra Eduard Marxen’le kompozisyon çalıştı. 1853’te Macar kemancı Remenyi ile çıktığı Avrupa turnesinde ünlü kemancı Joachim ve Schumann’la tanışması onun için bir dönüm noktası oldu. Brahms’ın eserlerini inceleyen Schumann, genç bestecinin bir deha olduğu kanısına vardı. Oldukça prestijli bir eleştirmen olan Schumann, yazdığı yazılarla Brahms’ın tanınmasını sağladı.

Ailesinin ekonomik durumu iyi olmadığı için, 12 yaşında barlarda ve randevuevlerinde keman çalarak çalışmaya başlayan Brahms, karşı cinsle ilk defa bu şekilde tanıştı. Küçük yaşta yaşadığı bu deneyimler, Brahms’ın evliliğe ve aşka soğuk bakmasına yol açtı. Brahms’ın bilinen tek aşkı Schumann’ın eşi, kendisinden 12 yaş büyük Clara’dır. Ancak Brahms, bir besteci olarak Schumann’a  hayrandı, ayrıca verdiği destekten dolayı ona minnet duyuyordu. Schumann’ın hastalığında hep yanında olan Brahms, o öldükten sonra da Clara’ya evlenme teklif etmedi. Çift ömür boyu arkadaş olarak yaşadı. Brahms bestelerini herkesten önce Clara’ya gönderir onun yorumunu alırdı.

Brahms, 19. yüzyılda Romantik akımın etkisinde yaşamasına rağmen, 18. yüzyıl Klasik Dönemine, hayran bir besteciydi. Bu konuyla ilgili olarak Mozart ve Haydn kadar güzel eserler yazmak benim için mümkün değil belki ama, onlarınki kadar saf, arınmış bir müziğe ulaşmaya çalışıyorum, demiştir. Brahms’a göre müzik tarihinde, en uygun zamanda yaşayan besteci, klasikten romantik döneme geçiş yıllarında yaşayan Schubert’tir. 18. yüzyılın füg, passacaglia gibi formlarına ilgi duyan  Brahms, Wagner ve Lizst’in, “Geleceğin Müziği” olarak tanımladıkları eserlerden hiç hoşlanmıyordu. Bach’a benzer şekilde, Brahms müziğe pek bir yenilik getirmemiş; ancak kendisinden önceki müzik formlarını sentezleyerek eşsiz güzellikte eserler ortaya koymuştur. Schubert, Schumann ve Mendelssohn’dan aldığı Romantik dönem armonik yapısını, klasik formlar ve Barok kontrpuanıyla birleştirmeyi başarmıştır. Sonbahar bestecisi olarak da tanınan Brahms’ın, neredeyse bütün eserlerinde  hüzün ve melankolik duygular dikkati çeker. Gençlik yıllarındaki yapıtlarında bile heyecan ve coşkunun yerine ağırbaşlılık vardır.

Brahms, çok ağır ve titiz çalışan bir besteciydi. İlk senfonisini ancak 43 yaşındayken tamamlayabildi.  Beğenmediği eseri hemen yırtıp atardı, Brahms’ın sağ kalan besteleri, tüm yazdıklarının dörtte biri kadardır. Bu nedenle  kötü bir eserine rastlamak neredeyse imkansızdır. Opera dışındaki her müzik formunda ustadır. Müzik tarihindeki en iyi oda müziği bestecilerden biridir. Bunun yanında, 4 senfonisi, 2 piyano konçertosu, 1 keman konçertosu ve 1 keman ve viyolonsel için ikili konçertosu, piyano ve org için birçok bestesi, Schubert’ten etkilenerek yazdığı 200’ü aşkın Lied ve çeşitli koro müziği eserleri bulunmaktadır.